Gülçimen Köyü’nün Şarkı Söyleyen Horozu Mızmız

Gülçimen Köyü ve Neşeli Sabahlar
Uzaklarda, mor dağların eteğinde yeşil bir köy vardı. Bu köyün adı Gülçimen Köyü idi. Köyde her şey çok huzurluydu. Dereler neşeyle akar, çiçekler güneşe gülümserdi. Köyün her köşesinde meyve ağaçları dururdu. Rüzgâr estiğinde ağaçlar birbirine selam verirdi. Yaşlı meşe ağacı derin bir nefes alır gibi hışırdadı. Yaprakların sesi sanki yumuşak bir ninni gibiydi. Köylüler bu sesi dinleyerek güne başlardı. Kuşlar dallarda cıvıldaşır, tavşanlar kırlarda koştururdu. Ancak bu köyün çok özel bir sakini vardı. O, parlak tüyleri olan horoz Mızmız idi. Mızmız, sabahları herkesten önce uyanmayı çok severdi.
Mızmız sadece sabahları uyanmakla kalmazdı. O, dünyayı çok sevdiği için sürekli öterdi. Güneş tepedeyken öter, yağmur yağarken şarkı söylerdi. Hatta bazen yıldızlar çıktığında bile sesi duyulurdu. Köylüler başta onun bu sesini çok sevmişti. Ne de olsa canlı ve neşeli bir horozdu. Ama zaman geçtikçe herkes biraz yorulmaya başladı. Çünkü Mızmız hiç susmak bilmiyordu. Köydeki minik kuzular bile bazen şaşırıp uyanıyordu. Herkes sessiz bir uyku özlemi çekmeye başladı.
Bir akşamüzeri köyün meydanında herkes toplandı. Mızmız da bir çitin üzerine konup onları izledi. Herkes kendi arasında fısıldaşarak konuşuyordu. Kimisi uykusuzluktan, kimisi yorgunluktan bahsediyordu. Mızmız, köylülerin neden bu kadar düşünceli olduğunu merak etti. Acaba sesimi daha çok mu yükseltmeliyim? diye kendi kendine düşündü. Oysa köylülerin beklediği şey tam tersiydi. Onlar sadece geceleri biraz huzur istiyordu. Mızmız ise içindeki coşkuyu paylaşmak için sabırsızlanıyordu.
Mızmız’ın Kalbindeki Saklı Şarkı
Mızmız, köylülerin yüzündeki yorgunluğu fark edince üzüldü. Onların mutsuz olması onu da mutsuz ediyordu. Meydandaki kalabalığa doğru yavaşça kanat çırparak indi. Köylüler şaşkınlıkla bu renkli horoza bakmaya başladı. Mızmız, boğazını temizledi ve nazikçe konuşmaya başladı. Sesi bir rüzgâr fısıltısı kadar yumuşak ve sıcaktı. Herkes onun ne diyeceğini merakla bekliyordu. Mızmız, neden bu kadar çok ötmek istediğini anlattı. Aslında o sadece gürültü yapmak istemiyordu.
Mızmız, yumurtadan çıkmadan önce annesini dinlemişti. Annesi ona güzel şarkılar öğretmiş, sesini bulmasını söylemişti. Sesinle dünyayı güzelleştir, her sabah umut ol demişti. Ama Mızmız annesini erkenden gökyüzüne uğurlamıştı. Şimdi her ötüşünde aslında annesine sesleniyordu. Onu unutmamak için sesini gökyüzüne kadar ulaştırmak istiyordu. Bu yüzden gece gündüz demeden kalbindeki özlemi haykırıyordu. Köylüler bunu duyunca bir an için sustular. Herkes Mızmız’ın bu içten ve masum hikâyesinden etkilendi.
Köyün en küçüklerinden olan Elif, öne çıktı. Mızmız’ın yanına gidip onun parlak tüylerini sevdi. Artık herkes Mızmız’ın neden susmadığını biliyordu. Onun kalbindeki özlemi ve sevgiyi anlamışlardı. Ancak köyün sessizliğe ve uykuya da ihtiyacı vardı. Elif, hem Mızmız’ı hem de köyü mutlu edecek bir fikir düşündü. Bu fikir herkesin yüzünde bir tebessüm oluşturdu. Mızmız da bu öneriyi duyunca heyecanla zıpladı. Artık kimse uykusuz kalmayacak ama Mızmız da susmayacaktı.
Paylaşılan Sessizlik ve Yeni Bir Çözüm
Köyün çocukları ve büyükleri hemen işe koyuldu. Mızmız için bahçenin en sakin köşesine bir yer yaptılar. Bu özel kulübe, pamuk gibi yumuşak samanlarla kaplandı. Duvarları sesin dışarı çıkmasını engelleyen yalıtımlarla döşendi. İçerisi o kadar rahattı ki, tıpkı bir bulutun üzerindeymiş gibiydi. Mızmız, yeni yuvasını görünce sevinçle kanat çırptı. Burası onun için hem güvenli hem de çok huzurlu bir alandı. Artık geceleri kimseyi rahatsız etmeden şarkısını söyleyebilecekti.
Mızmız, kulübesine girmeden önce çevresine dikkatle baktı. Doğanın sesini gerçek anlamda ilk kez dinlemeye başladı. Çimenlerin hışırtısını, böceklerin şarkısını ve rüzgârın sesini duydu. Sessizliği dinlemek, bazen en yüksek sesli şarkıdan daha anlamlıydı. Mızmız, içindeki sesi sadece dışarı vurmak zorunda olmadığını anladı. Bazen susmak da kalpteki sevgiyi büyüten bir yoldu. Köylülerle bir anlaşma yaptı ve gagasını nazikçe kapattı. Akşam olduğunda usulca yeni yuvasına çekilip kapısını örttü.
O gece Gülçimen Köyü’nde büyük bir sessizlik hâkimdi. Herkes yatağına uzandı ve mışıl mışıl uyumaya başladı. Çocuklar rüyalarında renkli bulutların üzerinde uçuyordu. Mızmız ise kulübesinde annesine fısıltıyla şarkılar mırıldandı. Sesi dışarı çıkmıyordu ama kalbi gökyüzüne ulaşıyordu. Artık o da huzurluydu çünkü kimseyi rahatsız etmiyordu. Köylülerin uykusu, Mızmız’ın şarkılarıyla daha da güzelleşmişti. Sabahın ilk ışıklarına kadar köyde sadece huzur vardı.
Güneşin İlk Işıklarıyla Gelen Mutluluk
Sabah saat tam yedide güneş dağların arasından göründü. Mızmız, kulübesinin kapısını nazikçe açıp dışarıya çıktı. Göğsünü kabarttı ve en neşeli sesiyle köye günaydın dedi. Köylüler bu yumuşak sesle tatlı uykularından uyandılar. Artık kimsenin gözleri yorgunluktan morarmamış, herkes dinlenmişti. Mızmız, herkesin sevgiyle pencereden el salladığını gördü. Elif yanına gelip ona en sevdiği mısır tanelerinden getirdi. Köy yeniden o eski cıvıl cıvıl ve mutlu günlerine dönmüştü.
Mızmız artık sadece bir horoz değil, köyün en sevilen dostuydu. Gündüzleri çocuklarla oyunlar oynuyor, onlara eşlik ediyordu. Geceleri ise sessizliğin ve uykunun tadını çıkarıyordu. Başkalarının ihtiyacına saygı duymanın kendisini de mutlu ettiğini gördü. Birlikte yaşamak, birbirini dinlemek ve anlamakla mümkündü. Köyün adı yeniden Gülçimen olmuş ve herkes birbirine bağlanmıştı. Sevgi, en gürültülü sesleri bile yumuşatan sihirli bir köprüydü. Mızmız, artık şarkısını sadece sesiyle değil, davranışlarıyla da söylüyordu.
Gülçimen Köyü’nde hayat neşe içinde devam edip gitti. Rüzgâr yine esti, çiçekler yine açtı ve dereler yine şarkı söyledi. Mızmız her sabah aynı saatte köyü neşeyle uyandırdı. Gece olduğunda ise yıldızlara bakıp usulca annesine gülümsedi. Herkesin kalbinde bir huzur, her yuvada bir mutluluk vardı. Dünya, birbirini anlayan kalplerin sesiyle her gün yeniden güzelleşirdi. Gökyüzü masmavi gülümsedi ve köy mışıl mışıl bir uykuya daldı.
Yıldızlar parlar gökte usulca, sevgi büyür kalplerde sessizce.



